Antakya’da mutlaka görülmesi gereken 5 yer

Pazarlama kavramına yeni giren sözlerden biri olarak, hayatımıza da nüksetmiş cümlelerdendir: “Kendinizi şımartın!”

Sanki etrafımızdaki herkesin bizi ölesiye şımarttığı var yada biz bir şey olsa da şımarsak durumunda olmak zorundayız da sıra kendini şımartmaya gelsin.  Böyle sevimli gibi duran ama içi boş laflar için bir öneri yada tecrübe sunmadan size çok sevdiğim hatta en sevdiğim şehirlerin alfabetik ilk sırasında yer alan Hatay’ı anlatmak istiyorum. Israrla da görün istiyorum. Kendinize bir şey yapmanıza gerek yok Antakya’yı görünce o size zaten çok şey yapacak…

batıayaz

1Batı Ayaz Köyü

Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı bu köye giderken biraz başınız dönebilir. Köy diyoruz ama Hatay halkı köylerine o kadar çok değer veriyor ki orada olanlar bağına bahçesine, yakınlarına, büyüklerinden küçüklerine kadar ehemmiyetini gelen misafirede hissettiriyor. Güney’in tam ortasında ucunda olduğumuzdan turunç ağaçları, gökyüzü ile buluşup mis gibi bir hava almanızı kolaylaştırıyor. Antakya merkeze 20 km olan köye şehir merkezinden saat başı minübüsler kalkıyor. İlk köyü ziyaret ettikten sonra buradan sahibinden.com ilanlarına bakıp, fiyat araştırması sonucunda ne kadar pahalı bir arazisi olduğuna şaşırmamıştım. Toprakları oldukça değerli bu köyü ziyaret ederken kayaların altından çıkan buz gibi dereleri keşfetmeyi bol bol yürümeyi aynı anda ceviz, mandalina, zeytin’in yetiştiği bu toprakları fotoğraflamaktan hiç ayrılmak istememiştim. Defne ağaçlarının oldukça bol olmasından dolayı, şifa gibi gelen sabunları buranın halkından almanızı tavsiye ediyorum.  Nar ekşisinin çıkış yeri de kesinlikle burası olmalı, Hatay çarşısı yerine buradan nar ekşisini de alabilirsiniz. Künefe’yi Yeşim’de yiyerek son noktayı burada atabilirsiniz :)

vakıflı_koyu_hatay

2Vakıflı Köyü

Türkler ile Ermenilerin vakti ile huzur içinde yaşadıklarının simgesi haline gelmiş bu köyde, bir de Arapları eklersek temel fıkrasını tamalayabiliriz. Antakya merkezden Samandağ minibüsleri yada araç ile de buraya ulaşmak bir o kadar kolay. Hatay’a kadar gelip buraları görmek oldukça keyifli. Vakıflı köyünün kıraathanesinde burada yaşayanlarla sohbet edebilirsiniz. Şubat’ta gittiğimde şömine başında çay içerek köyde yaşayan amcalarla sohbet etmiştik. İstanbul dendiğinde çok kalabalık ben gitmem, yaşayamam diyen o kadar çok yorum duyuyorsunuz ki ne işim var benim İstanbul’da diye diye sorgulamaya başlıyorsunuz.

çevlik sahili

3

Çevlik

Dünya’nın en uzun plajının Samandağ ilçesi içerisinde yer alan, yazın yüzmeye gelen birçok kişi tarafından da kıymeti bilinmeyen Çevlik’te olduğunu elbette gidip görene kadar bilmiyordum. Sahili araba ile turladığımızda Balık Restoranlarının yoğunluğu dikkatimizi çekerken, rakısını alıp , en iyi çardağı kapmak için erken saatlerde buraya gelenleri de gördük. İki dağın vaktiyle tünel yapmak için yarıldığı Çevlik sahili, Asi nehrinin döküldüğü alan. ve masmavi… Burada esen rüzgarın ayrı bir huzuru var. Mutlaka uğranılmalı…

IMG_1591

4Hıdırbeyköyü

Hıdırbey köyünü daha çok Musa Ağacı için ziyaret edenler kervanına girmek için gittiğim de  amacım önce kahvaltı yapmaktı. Köye ulaşım yine şehir merkezinden kalkan araçlar ile 30 dakika kadar sürüyor. Köyün eteklerinden gövdesi ile karşılayan Musa Ağacının rivayetlere göre 800-1000 yaşlarında, halk arasında ise  2000-3000 yaşlarında olduğuna inanılır.Köy Merkezinde bulunan ağacın gövde çapı 7.50 m’dir. Dıştan çevresi yaklaşık 20m’dir. Ağacın ortasından oyuk olduğundan ağacın gövdesine girilmektedir. Turunç ağaçları ile çevrili olan meydanda el emeği göz nuru satış yapan halkı ile sohbet edip, etrafındaki lokantalarda yemek yemek harika… Hatay’da ne yapacaksan yap ama her şeyin içine mutlaka yemek olayını bulaştır. Çünkü anlamsızca her şeyden yeme dürtüsünü edinebildiğim tek yer burası :) Musa Ağacı’nın arkasındaki Ab-ı Hayat suyu ile kendine geldikten sonra bu köy serüvenlerini bitirip başka eteklere gitmeye karar veriyoruz.

Rüzgar Gülü Hatay

5 St. Simon Manastırı

Antakya’nın Samandağ ilçesine bağlı olan yere doğru giderken rüzgar güllerini seyrederek yol alıyoruz. Antakya’ya gelip de burayı görmemek olmaz. Tepeye araba kiralayarak çıkabilirsiniz. Köye kadar araçlar var ama çok tepelik olduğu için arabasız yol almanız gezinizi biraz zorlayabilir. St. Simon Manastırı’na giriş ücretsiz. Restore edilmesi için 2 yıl öncesinden bir takım yatırımlar da yapılıyormuş. 1400 yıllık St. Simon Manastırı ve eklentileri kısmen kayalar üzerine oyulmuş ve kesme taşlardan yapılmış bir yapı olup, 132 metreye, 160 metre ebatlarında dikdörtgen biçimindeki bir alan üzerine yerleşmiş… Birbirine paralel iki duvarla çevrilmiş ve üç yönden girişi olan (halen iki girişi mevcuttur) manastırın doğu-batı ekseni, bir haç şeklinde. Avlu çevresinde düzenlenmiş çeşitli manastır yapıları ve üç kilisenin kalıntıları bulunmaktadır.Burada yer alan kuyuların üzerine insanların olur da düşmesin diye demirden koruyucular yapılmış ama ölçülerin hiçbiri oturmamış.

Antakyalı arkadaşım bunun da bir hikayesi olduğunu anlattı. Simon için ölçü alınması için gelen işçiler akşamları soğuk olduğu için manzaranın karşısında hem iş hem de keyif yapabilmek için olayı abartıp sarhoş oluyorlar. Sonra aldıkları ölçüleri takmaya geldiklerinde hiçbir şeyi tam almadıklarından kuyuların üzerinde çok büyük ölçü aldıkları için hiçbirine denk gelmiyor. Tekrar yaptırmadıkları için de öylece ölçüleri yanlış alınan halleri ile kalıyor :)